benim için böyle etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
benim için böyle etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Şubat 2014 Perşembe

ne zaman mutlu oluyoruz biliyor musunuz?


kendimizi başkaları ile kıyaslamak  yerine herkesin kendi hayatı-kendi başarısı dediğimiz an mutlu olabiliyoruz.gözlerimizi başklarına bakmak yerine ileriye baktıgımız an ilerleyebiliyoruz.
yoksa hayatımızda hep mağduru oynayarak kendimizi kandırıyoruz.
bahaneler üretiyoruz.sonra inanmak için olaylar kurguluyoruz.
belki mantıklı belki mantıksız inanıyoruz.
mutluluk sanki hiç bizim olamayacak gibi düşünüyoruz ve saniyeler öncemizi bile hatırlayamadıgımız bir hayatta mutlulugun ayaklarımıza gelmesini istiyoruz.
"bekliyoruz" ,"istiyoruz "hayatımız sadece bu iki kelime üzerine kurulu gibi hareket ediyoruz.
bizim dışımızda herkes mutlu ve çoğu hak etmiyor gibi yargılayıp kendi mahkememizde kendimizi cezalandırıyoruz.
kaç yaşında olursa olsun insanlar sadece mutlu olmak istiyor.
çoğumuz mutsuz ve önemli nedenleri var
ama değiştiremeyeceğiniz şeyleri düşünmek yerine değiştirebileceğiniz şeylere odaklanıp içinizdeki potansiyeli bu yerlerde harcayın.
sizinle beraber kalıp sizi boğmasına izin vermeyin.
düşseniz bile siz düşün diğerleri hızlı koşuyor diye düşmeyin diğerleri diye cümle kurmayın.
sorun sizde 
çözümde sizde olabilir.

12 Kasım 2012 Pazartesi

değişemiyorum.






adalet kelimesi yerine "ced"deseydim ne olurdu?yani latin alfabesi dışında kendi alfabemi kursaydım ?ya da şöyle ifade edeyim adalet  kelimesini biz oluşturduk.biz yarattık.bir başka açıdan adalet kelimesini birkaç insan koymuş yüzyıllardır farklı kelimelerlede olsa da yaşanan bir duygu.yine insanlar yarattığı için o insanın tanımlamasına bağlı .o zaman adalet demek herkes için farklı şeyler ifade etmiyor mu?
benim istediğim adalet farklı japonyadaki insanın ya da alt katta oturan teyzenin adalet düşüncesi faklı .o zaman ülkemizde ya da dünyada adalet neden var? aşk hakkında sayısız cümle ve düşünce varsa adalet hakkında neden olmasın?iyi ve kötü kavramını  biz yarattıysak eğer" adalet" ne kadar güvenilir olur?kim güvenir?
dünyada eğer yaşamayı tercih ediyorsan adaletin olmadığını da bilirsin.
hangi insan sana adaleti öğretebilirki düşünsene.insanlar kendi kendilerine adalet diye birşey uydurmuş bir yapı ona hizmet ediyor etik düşüncelere  göre kurallar koyuyor.
ya herşeyden öte büyük suçlar dışında da özellikle toplumsal ilişkilerden bahsediyorum aslında uzatmaya gerek bile yok.biz ne kadar iyi olursak olalım diğer insanların arasında "BİR PİSLİK"çıkacak.
hepimizin hayatında nefret ettiği insanlar var.ben maalesef kin tutamıyorum.zamana bırakıyorum unutuyorum bunu iyi anlamda söylemiyorum çünkü isterdim.şuanki nefretimin sabah kalkınca ya da gelecek yıl bile olsa devam etmesini istiyorum.
intikam soğuk yenen bir yemektir ya merhametli biri bu konuda daha sadist çıkabilir yani  demek istediğim sessizden iyiden korkmalı insan.yaratıcımız bizi güneşten bile daha kızgın ,sıcak ateşte yakıcakken.
neyse devam ediyorum içimde bu nefret duyguları varken yazmak bana ne kadar huzur verici olsa da yarın uyandığımda ya da sonraki gün bunlar bana saçmadan öte gereksiz bile kalabilir.nefret ediyorum herşeyi sevmeye çalışmaktan.bazı insanlar hak etmiyor verilen değerleri ya da yaşıyorlar sebepsizce hayelleri ki bu kıskançlık değil tamamen tarafsız bakış açısı.
ve biz başkasının başına kötü şeyler gelmesini bekliyoruz neden mi?çünkü bu başta belirttiğimiz o adalet sisteminin en küçük yapı taşı olan vicdan,kalp ve diğer isimleri gece uyurken yüzleştiğimiz biz onlar hakkında bunları istiyor.ne güzel olurdu değil mi?
saf kötülük bu.saf içten gelen bir kötülük belkide.bilmiyorum .ama sadece biraz adalet istiyorum.
eskiden my name is earl dizisi yayınlanırken karmaya inanmaya başlamıştım hayatımda ince bir çizgi olduğunu ve bunu benim göremediğimi düşünüyordum.
düşünsenize ne kadar iyiysen o kadar iylik başa?
tabi yine yok öyle dünya.zaman geçince insanın başına iyi birşey geldiği zaman peşinden kötü olaylar olunca insan onu yaşama bağlaması için devamı olan iyi olayları bekliyor.
bu da yok.bazı insanlar iyi yaşamlar sürüyor.sorunları yok denecek kadar az ya da onlar onu öyle  görüyor ama bazı insanlar da doğal olarak tam tersi.sorun yok ama onlar kafalarından küçük bir  taşı büyük bir dağa çeviriyorlar.
bıktım adaleti beklemekten.insanların etik  konularda karşılıklarını bulmalarını beklemekten.ben kadere pek inanmam.insanlar yaptıklarının sonuçlarını alır.sistem böyle işler.tıpkı bir asansör gibi.
ama ..ama sorun insan ilişkileri olunca değişiyor.tercihlerde sonuç belliyken iş insanlık olunca üzülerek yazıyorum ki durum böyle değil.bunu okuyan bay bayan her kimse onun hayatında da birileri hak etmediği değeri görmüş olucak.onun ezildiği veya durumu hakkında bir şey yazmıyorum ama birileri her zaman hak etmediği değeri görmüş olucak.kime yazıyorum ki bunları?realist yanım bunu yine kimsenin okumayacağı ya da 2.,3 paragraftan okuyuıp son cümleleri bakıcağınızı söylüyor.maalesef böyle .ama önemli değil.ben ..ben buyum.değişemiyorum.

17 Ekim 2012 Çarşamba

Mükemmel







bazı insanlar vardır yıllardır tanısak da  ezberlediğimiz yüz hatları olsa dahi olsa  konuşunca bize yabancı gelir.hayatımızda hiç izleri yoktur.mutlu günlerimizde herkesle beraberdir adını hatırlamayız.bir"hiç"dirler hayatımızda.hiç izleri yoktur.uzun süre görmesek bırakın yüzlerini adlarını her şeylerini  unuturuz.
tabi her şeyde olduğu gibi bununda tersi durumlar vardır.
hayatımızda hiç yaşamamış ,var  olmamış insanlar bir anda ,kıssa bir zamanda hayatımızın merkezi haline geliyor.sanki..sanki hep o kişilerle yaşamışız gibi hissettiren.garip bir sıcaklık,elektrik vardır o kişiye karşı .hani anne baba kardeş sevgisi gibi içimizden gelir bu sevgi.karşılıklı olup olmaması önemsizdir .tek gerçek o kişinin yanımızda olduğu zamanlar zamanın bizimle yarıştığıdır.durmaz zaman akıp geçer haftalar yıllar derken.salvador dali resimleri gibidir.
ama en kötüsü ki benimde en çok başıma gelen durumdur.doğru insanları yanlış zamanda tanımak.
çoook kötü bir duygu.düşünüyorum kelimeler ,kelimeler birleşmek bile istemiyor cümlemde.pişmanlıklar öyle kaplıyor ki içimi.yeni bir dünya kuruyorum onlardan.benim senaryomum geçtiği başka kişilerin repliklerinin okunduğu ve benim hep gülümsediğim sahneler.keşke diyip geçmemek lazım.aklına başka hayatlar geliyor"ya şöyle olsaydı?"diyorsun.değişir miydi  her şey?bu hatamıydı  bitmesi için diyorsun kendi kendini zaman zaman azarlıyorsun hatayı buluyorsun sonra kendini azad ediyorsun.gidenlerde suçu arıyorsun en son zaman bırakıyorsun akışına .her şey onun yüzündendi diyorsun.yanlış olan tek şeyin zaman olduğuna inanıyorsun..hemde öyle inanıyorsun ki zaman geçiyor bunu öyle kabul ediyorsun ki inkar etmek bile korkutuyor seni.
keşkeler bitiyor.hayata zamana ona bunu suçluyorsun.
........ama yine de aklına geliyor ya.şimdi tanısaydım dediğim insanlar o kadar çok ki.her şeyin farklı olacağına inanıyordum .ümit ediyordum açıkçası.olur muydu?yine aynı hataları yapar mıydım?kaybeder miydim onları tekrar?2.kez kaybetmek suçu başkasına atmamak demek.suçun"ben"olduğunu kabul etmek demek.inkar edebilir miyim bunu?ben yine aynı hataları yapıncağıma inanıyorum.2.kez yaşayacağım her şey de aynı şeyleri tekrar tekrar yapacağıma inanıyorum.değişmiyoruz bu konuda.olmuyor.olmalı ama ..neden olmuyor ?

26 Eylül 2012 Çarşamba

huzur herşeydir


klişedir bu söz.yani fransızca "klişe"kelimesinden kastım hayatta bazı şeyleri yaşayınca önem kazanır.mesela önemli bir sağlık sorununuz varsa o anı yaşadıysanız klişe söz"hayatta her şeyden önce sağlık gelir"sözü sizin için anlamlı olur.ya da başka bir örnek mesela aşık olduğunuz zaman bütün şarkılar anlamlı bütün romantik filmlerindeki sahneler sizin ya da tüm dünya sizin için döner.o zaman anlam kazanır.anlatmak istediğim tam olarak bu.çoğu şeyi anca yaşayınca anlayabiliyoruz......
bütün beklentilere girmenin tehlikeli olduğunu umutlarımız kırılınca anlarız.bir iltifat aldığımızda dünyanın en önemli şahıslarından biri gibi hissederiz. ya da biri bize hakaret ettiği zaman ki bu küfür anlamlı değil eleştiri anlamlı,ağır bizi yaralayan kelimelerle yapılmışsa ;o an kendimizi sorgulamamızı dünya üzerinde kimse bizim kadar kırıcı ve aşşağılık şekilde yapamaz.biz en çok kendimize kızıyoruz.kendimizi seviyoruz.insanız ya en çabuk kendimizi kandırıyoruz.yapmayın ama hangimiz böyle değil ki?sevme kısmı kaçıranlar "egocu  insanlarımız kendilerini uçururlar ve ya tam tersi kendini diğer insanlardan soyutlayan insanlar ise aynaya bakacak cesareti bile gösteremez.bu da kötüdür.acıtır...
en güzel rüyalarımızı rüyanın o son saniyelerinde görüyoruz.tatlımızı  son dilimini yerken tatının mükemmelliğini   anlıyoruz hayatımız bitmeye yakınken,yaşlıyken her geçen saniyenin önemini o zaman anlıyoruz.hayatta her şey için biraz geç kalıyoruz ya da olması gereken bu bilmiyorum ama çoğumuz hayatında farklı dönemlerde farklı yaşında tanışmak istediği insanlar var.yaşamak ve değerini bilmek istediği anılar.bitmesin dediği halde çabucak biten şarkılar.sevilen yemekler çıkmasını beklediği filmler ..hep bir beklenti var hayatımızda.
beklenti umut diyorlar ya.
ne kadar acı çekersek çekelim,bu beni yordu dersek diyelim gelecek ,yarın adını ağzımızı aldığımız zaman garip bir umut kaplıyor vücudumuzu.dünden de beklentimiz umuttu .peki bugün neden üzüldük?dünün hayali bugün değil mi?
cevap basit.iyi şeyler ,iyi duygular,iyi insanlar diğer her duyguya ,olaya baskın geliyor.hep bir umut var .cehennemde yetişen ve açmayı bekleyen zakkum ağacı gibi.belki aptallık ,belki heydicilik ama umut.sadece istediğiniz zaman hissedersiniz.eğer öyle bir düşünceniz yoksa o da boştur diğer tüm klişeler gibi.

22 Eylül 2012 Cumartesi

Herkes böyle hisseder


hayat çok garip.diyoruz yani çoğu zaman içimizden geçiriyoruz.
sorun bizde mi?
hep yenilmek bizi resmi bir başarısız ,özgüvensiz mi yapıyor?
neden yeniliyoruz ki?
hayatta kazanmak için diğerlerinin kaybetmesi şart.
benim için tesadüf  bir kere olan bir şey tekrarlanırsa bunun adı tesadüf değil
peki kaybetmek?kaybetmekte böyle bir şey mi? bir kere kaybetmek normal ama sonra kaybetmeye mahkum  mu oluyoruz?
neden yeniliyoruz?neden biz ?neden onlar değil?
neden  hep acı çeken taraf biziz?
izlediğimiz okuduğumuz kitaplarda hep kendince iyi yönleri olan kahramanlar kazanıyor.bilinçaltımıza naklediliyor bu
eğer iyi, taraftaysanız  kazanırsın.
peki eğer yine de kaybedersen?
her şeyde önceden kendini değilde diğerlerini sevdiklerini düşünüyorsan ve yine kaybediyorsan?
bunu çoğu zaman karşılıksız yapıyorsan?
yenilmek.
önce karşı koymak sonra yüzleşmek sonra git gide zayıflamak
biz neden bunu hak ettik?
neden biz her han bu kadar melankoli depresif halleri yaşarken onlar gülümsüyor?
1 kere olursa tesadüf peki 1 değilse?
hatalarını bilirsen akıllı ,sorunlarını çözersen zeki kusurlarını bilirsen güzel olursun
peki bunları bildiğin halde yine yine yeniliyorsak?
yine hak etmeyen insanlar kazanıyorsa?
empati kuruyorsan ve yine heydilik damarın tutsa bile bu masalın kahramanı sen olamıyorsan?
neden?niçin?neden o?neden ben değil?neden onlar bu sorular beynini ele geçiriyorsa?
bu seni zavallı mı yapar yoksa güçlü ve savaşmaya hazır biri mi?
en kötüsü güçlü olmak ve zayıf olmak nasıl bir duygu?ki biz buna karar veremiyoruz?
bize birilerinin söylemesi ile hissediyoruz?
biz ..korkak mıyız sadece?
zavallı mı?
aptal mı?
hadi ama adalet yok dünyada.bunu biliyorsun zaten neye sitem ediyorum o zaman?
bu isyanım kendime mi ?onlara mı?
bu bir meydan okuma.
ve ne kadar düşersem yenilirsem kaybedersem en azından kalmaya teşebbüs edebilirim.
en azından içimde kendime ait biraz sevgi varsa bunu yapmalıyım.
yapmalıyım.

18 Eylül 2012 Salı

pazartesi sendromunu biz yarattık

çok basit.okul aptalla göre bir yer.bazı aptallar yaptıkları saçmalarla egolarını tatmin eder falan filan şimdi bunu okuyunca içinizde silik bir tip olduğumu düşünenler olabilir.önyargılsınız. bakımlı bir öğrenciydim.kendimi sadece istediğim insanlara açtım yani anlatma gereği duydum diğerlerini umursamadım.bir anlamda aptal yerine koymuş bile olabilirim.
neyse amacım sisteme birazda.ne kadar değiştiremeyeceğimizi düşünsemde kurtatma planları yapıyorum içimden.
al bir aptalda benim düşmekte olan bir uçurumdaki arabayı parmak ucumla tutmaya çalışıyorum anlıyacağın.
küçük insanlar küçük hayaller kurar.ben buna inanıyorum çünkü benim çin küçük insan tanımı fakir maddi zorluk çeken ezik silik insan değil hayal gücü küçük düşünemeyn insandır.önyargı heryerde bizi kapana sıkıştırıyor yine.
neyse sistem şöyle başlıyor.bir kişi geliyor.hayatınızın 5 günü 6 saat geçireceğiniz  saatlerce olmadı dakiklarca zaman ayırarak hazırlandığınız beklediğiniz bir insan.bakın yazarken bile öyle sıradan insanları nasıl betimledim içimden.neyse bu insan bize hiçbirşey kazandırmıyor hiç .var olan zorla ezberletilmiş kelimeleri bağırırarak anlatmaya çalışıyor.okul hayatım boyunca hocalarımın belki yüzde onunu sevdim ya da  biraz olsun önemsedik bir zamanlar.okul sadece bize türevi anlatmamalı.yani ailemizin dışında olan şeyleride anlatmalı.ki bunu yapıyor.hakkın yenince ararsan sistemin yetkili virgül başkanı sana bu hakkını kısıtlıyor sen daha 15-16-17-18 yaşında hakkını bile aramaktan korkuyorsun.sistem sana hep yanlız 1 tane doğru yanıt olduğnu söylüyor.sistem sana kırmızı bir çizgi çember çekilyor geçersen yanarsın diyor.oraya hapsediyor.düşünmeni engelliyor.verileni değiştirmeni yasaklıyor.içine hapsediyor.sistem o yaşta okuldan ibaret bizim için.sistem bizi eğitmiyor.sistem bizi asimile ediyor.uyma zorunluluğu veriyor.susturuyor kabu et diyor şüphe etme ben herşeyim benden üstün olamazsın diyor psikolojik olarak çökertiyor yenilmezi sağlıyor.sistem çok şerefsiz değil mi?
seni o sıraya otutturuyor 12 yıl o sandalyede oturdum ben .ne kazandım?
sen 12 yıl boyunca neyi giyemene bile karar vermeyen bir düzenden bahsediyoruz.bırakın aklınızdaki durumu olmayan insanlar düzenini yıl olmuş 2012 adım atsan avm adım atsan dükkan hayat eskisi gibi pahalı değil artık.
ben v ford falan filan  filmleri izleyen vampir günlükleri izleyen ergenlerden değilim ben sadece hayatımı şüpheye ve tarafsızlığa ayırdım.inceledim hayatta başka bakış açıları ile baktım bakıyorum bakmalıyım da .herkez aynı şekilde baksaydı hayatı sadece iyiler ve ya kötüler yönetirdi diğerleri "Var olmazdı.
biraz şüğhe ve tarafsızlık herşeyi çözer ben buna inanıyorum
ha birde başlıkta yazdığım gibi pazartesi sendromunu biz yarattık.mesela kadınlar en çok işine okuluna giderken pazartesi günleri diğer günlere oranla daha güzel oluyor.yani  stres hep bizim ütopyalardan kaçmış.